Ekonominin nabzını tutan herkesin fark ettiği bir gerçek var: Türkiye’de ücret dengesi ile yaşam maliyeti arasındaki makas her yıl biraz daha açılıyor. Bir zamanlar yılda bir kez yapılan asgari ücret zammı, enflasyonun hızına yetişemeyince altı aylık periyotlara bölündü. Ama bu değişim, toplumun her kesiminde farklı kırılmalara yol açtı. Ücretli çalışan zam alırken market etiketi çoktan değişmiş, kiracı kira gününü beklerken ev sahibinin enflasyon hesabı kapıya dayanmış oluyor.
Bugün gelinen noktada konut sahiplerinin de ikiye ayrıldığı bir tabloyla karşı karşıyayız. Bir yanda gerçekten geçimini kira geliriyle sağlayan, tek dairesinin kirasına muhtaç olan, hayat pahalılığının altında ezilen ev sahipleri… Diğer yanda ise 6-7 dairesi olup her zam dönemini sanki bir fırsatmış gibi gören, karşısındaki kiracının ne yaşadığını hiç umursamayan gaddar tutumlar. Ekonomi daralmış, alım gücü düşmüş; ama vicdan bazı kesimlerde en çok değer kaybeden şey.
2025’e geldiğimizde asgari ücrete yalnızca tek sefer zam yapılması, ilginç biçimde bazı ev sahiplerini frenledi. Zam yapmayanlar oldu, kiracısını anlayanlar oldu. Çünkü gördüler ki kiracıdan talep edilecek her artış, aslında kendi hayatlarında da karşılık bulan genel ekonomik yükün bir parçası. Fakat diğerleri için durum aynı değildi. Bir evden aldığı kira gelirini, emekli maaşının yanına ek kazanç olarak gören ev sahipleri, yine zam yapmayı adeta “zorunluluk” gibi gördü. Neden? Çünkü sistem onları da zorluyor. Çünkü bir sonraki ayın market fiyatı bugünden belli değil.
2026’ya yaklaşırken daha asgari ücret cebimize girmeden, 2025’in ortasında uçup giden alım gücünün izleri hala taze. Ücretlinin zammı daha eline geçmeden eriyor; kiracının kirası daha yatmadan zamlanıyor; tüketicinin alışverişi daha kasaya varmadan pahalanıyor. Sanki toplumca bir koşunun içindeyiz ama kimse nereye koştuğumuzu bilmiyor. Hızlanıyoruz, yoruluyoruz, nefesimiz daralıyor… Ama varacağımız yer hala görünmüyor.
Asıl sorulması gereken soru şu: Nereye gidiyoruz?
Ekonominin ritmi belli, piyasanın gerçeği ortada. Ama toplumun dayanma gücü? İşte orası kırılgan. Kiracı ev sahibine, ev sahibi market fiyatına, marketçi döviz kuruna, herkes bir şeylere kızgın. Oysa çözüm kızmakta değil, insafı ve dengeyi yeniden hatırlamakta. Ev sahibinin hakkı elbette teslim edilmeli; fakat kiracının da insan gibi yaşama hakkı var. Enflasyonun yükünü vatandaş değil, sistem taşımalı.
Belki bir gün zam haberleri yurttaşı tedirgin eden değil, yaşam standardını iyileştiren bir anlam taşır. Belki bir gün kira tartışmaları ev sahibi–kiracı kavgası olmaktan çıkar ve ortak akılla düzenlenen bir yapıya kavuşur. Belki bir gün… Ama o günün gelmesi için bugün sormaktan vazgeçmemeliyiz:
Gerçekten nereye gidiyoruz?
































YORUMLAR