Bu hafta sizlerle, Afyonkarahisar’ımızda 26 Mart Perşembe günü XVI. oturumu gerçekleştirilmiş olan önemli bir etkinliği ve etkinlikte sunulan konuyu paylaşmak istiyorum.
2025 yılının Temmuz ayında fikrî temelleri atılmaya başlanan bu yolculuk, Sahipata Sürücü Kursu sahibi ve Türkeli Gazetesi yazarlarından Hasan Akçay Bey’in önerisi ve benim de bu fikre sıcak bakmam sonucunda ilk nüvelerini kazanmıştır.
Süreç içerisinde; Afyon Kitap Kulübü’nden Prof. Dr. Ahmet Altıntaş, Prof. Dr. Kasım Turan ve Prof. Dr. Mustafa Ergün; üniversitemizden Prof. Dr. Cüneyt Akın ve Prof. Dr. Ahmet Ayhan Koyuncu ile eğitimci-yazar Mustafa Karaman, iş insanı Kadir Altınkaya ve Türkiye Yazarlar Birliği Afyon sorumlusu Prof. Dr. İrfan Görkaş’ın katkılarıyla şekillenen bu girişim, zamanla gelişerek kurumsal bir hüviyete bürünmüştür.
Bugüne kadar üniversiteden ve dışarıdan pek çok akademisyen, yerel tarihçi, eğitimci-yazar, arkeolog ve İlistir Fanzin yazarları sunumlarıyla çalışmalarımıza değer katmıştır. Felsefeden bilime, sanattan spora, psikolojiden sosyolojiye, edebiyattan eğitime uzanan geniş bir yelpazede gerçekleştirilen sunumların ardından karşılıklı görüş alışverişinde bulunulmuştur. Temmuz ayına kadar sürecek olan bu sezonun ardından, gelecek dönem için Afyon’un yerel meselelerinden evrensel sorunlara; felsefe, bilim, din ve sanatın merkezindeki konulara odaklanan, ülke genelinden uzman isimlerin de katılacağı daha kapsamlı bir program hedefliyoruz.
Ayda iki kez, Perşembe günleri saat 20.00’de gerçekleştirdiğimiz etkinliğimize, Ramazan dolayısıyla verdiğimiz aranın ardından 26 Mart Perşembe günü saat 20.00’de Sahipata Sürücü Kursu’nda devam ettik. Bu buluşmamızda Prof. Dr. İrfan Görkaş, “Özdeşlik Niçin Önemlidir: Tevhidi Düşünmek” başlıklı sunumuyla bizlerle beraber oldu.
Hocamız, Dünbugünyarın Yayınları’ndan çıkan “Özdeşlik, Varlık ve Fiil” adlı eser ekseninde gerçekleştirdiği sunumda, özdeşlik ilkesinin önemini ve bu ilkenin İslam’daki tevhid inancıyla kurduğu ilişkiyi ele aldı.
Tevhidin, yani özdeşliğin; 1) dinî tevhid, 2) matematiksel tevhid, 3) mantıksal tevhid ve 4) felsefî tevhid olmak üzere dört başlık altında ele alınabileceğini dile getiren hocamız, her bir tevhid üzerinde çeşitli örneklerle durdu.
Özellikle felsefî tevhid konusunu açıklarken şu ifadeleri kullandı:
“Mantıkta özdeşlik, düşünmenin ilkesidir; varlığı bilmenin başıdır, dedik. Düşünme ad koymayla başlar. Ad koymak, ad ile zatı birlemek ve aynîleştirmektir. Örnek verelim:
Korkut Ata, Türkmen hakanlarının adlarını koymuştu… Bayat boyundan Korkut Ata, ‘Bu çocuğun adı Duman olsun’ dedi. Yani duman, sis demektir. Divandaki büyükler itiraz ettiler: ‘Duman, karanlık demektir. Bu, padişahlara yaraşır bir ad değildir; bundan daha iyi bir ad koymak gerekir’ dediler. Bunun üzerine Dede Korkut şöyle dedi: ‘Gerçi duman (sis) olunca hava karanlık olur; ama duman, otlar için yararlı olan nemi bırakır. Bu çocuğun babasının ölümüyle halkın gönlü paslanmış, ortalığı duman kaplamış ve karanlık olmuştur. Güneş doğup dünyaya tazelik getirecek, herkesin işi iyileşecektir. Bunun için “Duman” adını koyduk.’”
Hocamız, bu örnek üzerinden Korkut Ata ve Türk kültüründen hareketle özdeşlik ilkesini somutlaştırdı.
Türkiye’de felsefe yapma dilinin iki ana eksen üzerinde şekillendiğini belirten hocamız, bunlardan birincisinin Arapça ve dinî metinler, ikincisinin ise Batı dilleri (İngilizce ve Fransızca) olduğunu ifade etti. Buna karşılık üçüncü bir eksenin Türkçe ve Türk kültürü temelinde kurulması gerektiğini vurgulayarak, kendisinin özellikle bu eksende felsefe yapmayı önemsediğini dile getirdi.
Sunum, katılımcılarla soru-cevap üzerinden yürütülen aktif ve verimli bir görüş alışverişiyle devam etti.
Bir sonraki etkinliğimiz, Nisan ayının dokuzu Perşembe günü saat 20.00’de, Öğr. Gör. Dr. Erman Saygılı hocamızın sunacağı “Dünyada ve Türkiye’de Romanın Seyri” adlı sunumla devam edecektir.
Hocamızla birlikte şu sorulara cevap arayacağız:
Hayatımız mı roman, yoksa hatamız mı?
Bir metnin roman olabilmesi için çelişki, çatışma, kriz, dram ve trajedi şart mıdır?
Mutluluklar hep birbirinin benzeri olduğu için mi roman olamaz?
Neden her mutsuzluğun ayrı bir hikâyesi vardır?
İtiraf kültürüne sahip olmayan Müslümanlar iyi bir roman yazamaz mı?
Ve bu Türkiye’nin romanı ne olacak?
Edebiyata, sanata ve kitap okumaya ilgi duyan tüm meraklıları etkinliğimize davet ediyor; sizleri misafir etmekten şeref duyuyoruz.
































YORUMLAR