Bugün, köşemin adı olan “Nirvana” sözcüğü üzerinde durmak istiyorum. Bu sözcük ne anlama geliyor? Neden özellikle onu seçtim? Köşede ele alacağım konularla bu ismin gerçekten bir ilgisi olacak mı?
Sözde ya da yazıda kullanılan hiçbir sözcük bütünüyle tesadüfi değildir. Hele ki bir yazının başlığıysa — daha da önemlisi, yazıların yayımlanacağı köşenin adıysa — bu tercih asla rastgele yapılamaz. Her yazı, seçtiği sözcükler kadar zengindir; yaslandığı kavramlar kadar derindir.
Başka bir gazetedeki köşemin adı da “Katarsis”tir. Bu sözcük her ne kadar Antik Yunan kökenli olsa da dünyada ve Türkiye’de edebiyat, felsefe, özellikle de psikoloji alanında yaygın bir kullanıma sahiptir. Genel olarak katarsis, insanın içsel bir “fırtınadan sonraki dinginlik” hâlini ifade eden oldukça köklü bir kavramdır. Bu durum bazen bir sanat eseriyle bağ kurmakla, bazen de zor bir yüzleşmeyi tamamlamakla ilgilidir.
Nirvana sözcüğü ise antik bir Hint dili olan Sanskritçeden gelir. Kelime anlamı olarak “sönmek” ya da “üfleyerek söndürmek” (bir mumun alevi gibi) demektir. Buradaki sembolizm, kişinin içindeki arzu, nefret ve cehalet ateşinin sönmesini temsil eder. Tüm dünyevi acıların, arzuların ve egonun sona erdiği tarif edilemez bir iç huzur durumunu ifade eder. Kişinin gerçekliğin doğasını tam olarak kavradığı en üst bilinç seviyesini anlatır. Kısaca, mutlak iç huzur ve aydınlanma olarak tanımlayabileceğimiz bu hâl, evrensel dilin en etkili kavramları arasında yer bulmuştur.
“Neden Türkçe bir kavram kullanmıyorsunuz?” diye sorabilir, hatta buna sitem de edebilirsiniz. Verebileceğim cevap basit: Bu iki kavram artık yalnızca Antik Yunan’ın ya da Sanskrit dünyasının değil; Türkçede ve diğer bütün dillerde de yaşayan ve insanlığın ortak hafızasına yerleşmiş evrensel sözcüklerdir.
Bu meyanda:
Bu köşe, gerçek dışı dedikoduların değil; siyasi, kültürel, edebî, sosyolojik, psikolojik ve felsefî meselelerin ele alınacağı yazıların yer aldığı bir alan olacaktır.
Kişisel hırsların gölgesinden uzak; aklın ve sezginin süzgecinden geçirilmiş değerlendirmeler kaleme alınacaktır.
Burada “tek doğru benim doğrumdur” iddiası değil; “Benim kavrayabildiğim doğru budur” diyebilen bir entelektüel tevazu esas olacaktır.
Düşünmeye sevk eden, sorgulamayı teşvik eden; ancak zihinsel huzuru zedelemeyen arayışlar… Ve bu arayışların ulaştırdığı, temellendirilmiş düşünceler…
Dolayısıyla amacım, köşenin adına yaraşır konuları temellendirerek ele alan bir düşünce zemini kurmaktır.
































Harika bir yazıydı Hüseyin bey..Sizin sayenizde güzel ve etkili bilgiler ediniyorm.Kaleminiz daim yazınız tüm insanlara ilham olsn